|
Ekilir Ekin Geliriz,
Ezilir Un Geliriz,
Bir Gider Bin Geliriz,
Bizi Yakmak Kurtuluş mu?
1- NESiMi ÇiMEN : Saimbey, Safsakalı köyü (Sarız 1926) 1931.
O halkımızın dili,O 3 telli curanın piri .İstanbul, Almanya, Fransa, İsveç O da bir gurbetçi idi. O yemyeşil bir bahar Çimeni ,Bire yobaz, bu yolda verdiğimiz bu kaçıncı Nesimi.
insan olan insan barıştan yana
Ancak zalim olan kıyar insana
Barış aşkı yayılmalı cihana
Barış güvercini uçsun dünyada
Gel ey Nesimi sen, senden sor seni
Sakin ham hor görme asla bir cani,
insanları sev sen, eyle secdeni
Mukaddes bir varlıktır, hakkın kendisi,
Nesim´ler... ölür, ölür dirilir...
2- ASIM BEZİRCİ : Erzincan 1927.
67 yıllık hayatında 70 kitapla,O sosyalizmin, edebiyatın şiirin, halkın kütüphanesi idi. O Özgürlük, insanlık, barış, bir başkaldırı abidesi idi, özü sözü zülfü kâr olanlardan.
O bir eleştirmendi, çünkü eleştirmeden daha iyiye güzele doğruya gidilemezdi. Toprağa gül dikenleri, güle dil verenleri, O halk ozanlarımızı ölümsüzleştirdi. Bir insan olarak her türlü güzelliği koruma sorumluluğunu taşıyorum. Herkes te öyle davranmalı, diyordu. Ankara´dan öteye Sivas´a gidip, Ucunda ölüm olsa bile, gençlere moral vermeyi tercih etmişti.
3- METİN ALTIOK : Bergama 1941.
O bir filozof, O bir şairdi, Olacağı görür gibi, yıllar önce " yakılması gereken biriyim" diye yazmıştı.
" Gördüm yasarken vadesiz ölümümü.
Ördüm de ilmek ilmek
Sırtıma giyemedim ömrümü"
Madımakta girdiği komadan, 8 Temmuz 93 te ayrıldı aramızdan.Sivas sana verdik senden isteriz. Canlı verdik, canlı isteriz.
4- MUHLİS AKARSU: Sivas Kangal 1948.
Çocuk yaşta tanıştı telli kuranla, Cemlerde zakirlik yaparak. 70´li yıllarda "Kula kulluk yakışır mı" diyerek, Akarsular gibi aktı sahnelerde, gönüllerde, ve kavgalarda.
..insan haktır hak insandır biliriz
Gönüllerde açar bizim gülümüz
Akarsuyum bacı kardeş hepimiz
Demokrasi nerede ise ordayız.
.insan hakkı nerede ise ordayız..
Sivas etkinliklerinden sonra çıkaracağı kasetinin adını. Sivas ellerinde ömrüm çalınır, koymuştu. Ve EVLİYA denildi ardında.
Akarsu yum yansam da
Kül olup savrulsam da
Bazı bazı gülsem de
Yine gönlüm hoş değil.
Dilim dönmez nedir gâvur müslüman
Duman ateş demek ateş duman
Enel-Hak bağına girdiğim zaman
ister asıp ister yüzsünler beni
ister YAKIP ister yüzsünler beni
5- MUHİBE AKARSU : Kangal 1958
Muhibe Leyla Çiftlik 1972 yılında Muhlis Akarsu ile evlendi. Acı tatlı yaşamı, aşkı ve ölümü beraber paylaştılar. Akarsu yum böylesiydi ahtımız, işte geldik gidiyoruz dediler, Pınar, Çınar ve Damla adlarında 3 kız, 3 gonca gül, hatıra bıraktılar bizlere. Onları yaşatmak borç olsun bize.
6- BEHÇET AYSAN : Ankara 1949O
Atomla savaşan bir doktor ve şairdi, Nükleer Savasın önlenmesi için hekimler derneğinde, Ankara Tabipler odası, sağlık iş sendikasında ve Edebiyatçılar derneğinde yöneticilik yaptı. Yaşar Nabi Nayır, Ceyhun Atuf Kansu, Şiir ödüllerini ve 1986 Abdi ipekçi Barış ve Dostluk ödülü aldı. 70´li yılarda 141-142´ye muhalefetten, girdi çıktı demir parmaklıklar ardına, Ve O bir doktordu can kurtarmak için, Madımakta elinde bir demir çubukla,barikatın ardında ölümsüzlüğü kucakladı.
Beyaz bir gemidir ölüm
siyah denizlerin hep çağırdığı
batik bir gemi sönmüş yıldızlar gibi yitik adreslere benzer ölüm yanık otlar gibi sen bu şiiri okurken ben belki başka bir şehirde ölürüm...
7- EDİBE SULARi : Erzincan 1953
Davut Sulari´nin yadigârı, isveç´ten koşup gelmişti Sivas´a
O zaten babasının yoldan, hiç ayrılmadı.
Aşkıyla Perişan Davut Sulari
Muhabbeti baldır kendisi arı
Hz. Ali´nin sır zülfükarı
inkarın boynuna vuralım hele
Bu alemi yobazlardan kurtarmak, boynumuzun borcu olsun.
8- UĞUR KAYNAR : Zara 1956
Militan bir şair ve yazarı idi. Yalnızlığı, sevgisi ve için için kaynaması, belki de 12 eylül döneminde, 2 yıl mesken tuttuğu Mamak mahpushanesinden kalıyordu.
ilk kitabı: "çiçekler halaya durdu," oldu. Ve cesedini bir torbada getirdiler. Deri çantası peşinden geldi bir peçeteye son şiirini yazmıştı.
"Öldüğümde doğduğum yere gidiyorum
Yıllarca süren bir hasret ve
Bilinmezliği iste böylesine yeniyorum."
9- ASAF KOÇAK :Yerköy 1957O.
" yok devenin kuşu" " Cop Cumhuriyeti'nin çizeri idi".
İnsanın kendini sorgulaması yeterli değil, mesele, dönüşebilmek, değişebilmek, mesele aynanın karşısına geçip kendine ATEŞ-edebilmeyi becermekti.
Sakallarımdan başka her şey takma protez diyor ve son dakikalarında, isyan borusu çalar gibi, Madımak koridorlarinda, ölüme mızıka çalıyordu.
10- ERDAL AYRANCI : Niğde 1958.
Bir çok işe projeye girişti, en son olarak Anadolu ipek yollarını filme almayı düşünüyordu, Pir Sultan etkinliklerini filme almak için Sivas´a geldi. Madımak´ta barikatta yaralandığı an, kim bilir belki de 12 eylül döneminde 81´de Mamak ceza evinde yazdığı şiiri geçti aklından.
..Eğer bir gün sevgilim, son verecekse hayatıma bir ses,
(lânet olası kara bir ses) isterim, durmasın patlasın anlam bulacaksa kulaklarda yalınız...
düşerse kanımın bir damlası yere
Bilsinler ki orada kırmızı yediveren gülleri açacak
Ve bülbüller ağıt yakacak ölüme
Korksunlar korksunlar artık
Korksunlar ALEV çemberinde ki akrep gibi
Çünkü ölümleri
Gül dikenlerinde olacak.
11- SEHERGÜL ATEŞ : Ankara 1963
Sehergül için babası; Biz onunla baba kız değildik. O hem sırdaşım, hem yoldaşım, hem dayanağım ve gücümdü diyor, eski Halkçı Parti, millet vekili, Musa Ateş. Adi gibi çiçekleri çok seviyor onlarla konuşuyor, ve çok azimli ve hırslı, elini attığı her şeyi koparıyor,
"eğer saz çalmayı öğrenmeden ölürsem, mezarımı tekmeleyin diyor ve Sivas öncesi Musa Eroğlu´ndan saz çalmayı öğreniyor. Sivas´a gidebilmek için babasından izin alma imkânı olmamıştı. Kardeşi Ali´ye borçlu olduklarının listesini verirken
"ben ölürsem siz ödersiniz" diyor. Yaşamını güzelleştirmeyi bilen, yarınlarına umutla bakan, yüreği sevgi dolu bir genç kızdı Sehergül ATEŞ.
12- HASRET GÜLTEKİN : Koçgiri 1965
Müzisyen, müzik yönetmeni, arastırmacı şair olan Hasret´e Nerelisin diye sorulduğunda, üstüne basa basa, Koçgirili'yim, KÜRDÜM derdi.
Gecelerde konserlerde bağlamasından bal akıtır, Anadolu aydınlanmasına ışık tutandı. Bir çok ustanın kasetlerine müzik yönetmenliği yaptı.
" Her ne ararsan kendinde ara" felsefesinden yola çıkarak, "Ne ararsak Anadolu'da bulacağız" diyordu. O Anadolu Mozaiğinin unutulmaz bir ismi oldu. Yobazları hiç mi hiç sevmezdi.
HASRET`lere kıyanları sizde sevmeyin....
13- MUAMMER ÇİÇEK Tokat, Zile 1967
Gönlünü inci'ye öfkesini fırtanaya kaptıran çocuk. Ve bir tiyatro yazdı "inadına yaşamak.." Bizde Seni inadina yasatacağız. Okul bitirme projesi olarak, mühendis Muammer; 1992 de Sivas'ın vaziyet plânlarını yapıyor. 1 temmuz 93 te, Muammer Çiçek şiir yazıyor.
"Soğuk ölümün acımasız pencereleri
geziniyor üzerimde kıyıya vurmuş baygın bir balık gibi, ayılıp çırpınmaya başlıyorum
Korkuyorum beni kavuracağından günesin,
çırpınıyorum ATEŞ kumlarda yaşamak için
ulaşmak istiyorum delice suya, nefesime ve kendime...
Ve 2 temmuz 93 te Sivas'ın vaziyet plânı,yobazların etki alanı oludu. Fakat yarınlar Çiçeklerin olacak.
14- İNCİ TÜRK ; Balıkesir 1971
İnci Muammer'le sevdalı, Pir Sultan Abdal tiyatro topluluğunun teknik kadrosunda. Gazi Üniversitesi Eczacılık fakültesi mezunu. Kendi yazdığı bir şiiri:
" Yasamak istiyorum, ama kendimce,
Neden yasama karşı, bu kadar acımasızlar,
Neden özgürlüğü böyle kısıtlıyorlar..
Ve o kara günden sonra, annesi Neda Türk, rüyasında görüyor İnciyi: " Biz kendi kitabimizi kendimiz yazmaya geldik"
Onlar essiz Kura´nı, İNCİ gibi düzdüler.Okunacak en büyük kitap insandır. dediler. Artık sadece İNSANI okuyacağız.
15- GÜLENDER AKÇA : Sivas Divriği 1970
Kardeşçe insanca yasamak için mücadele etti. Divriğli Kültür ve Yardımlaşma derneğinde. İsçi ve sendikacı babası, ve dernek yöneticisi kardeşinin izinden gitti. Kadınları örgütlüyor, folklör oynuyor, arkadaşları ile Anadolu semah araştırma toplulugunu kuruyordu. Ve kardeşi Vedat Akça :
" Yitirdiklerimizin ardından ağlamak,anlık tepkilerle yollara çıkmak çözüm değil. Toplumun, kitle örgütlerinin,demokratların, cenazelerin kalktığı günkü havayı sürekli kılmaları gerekiyor."
Onlar ölmedi, ALEVe güldüler..
16- MEHMET ATAY : Divriği 1968
Şahanım, şahdamarım yangın yüreklim. 12 yaşında babasını, 20 yaşında annesini yitiriyor. Orta okulda iken annesinin çeyiz sandığını bozup içinde güvercin besliyor. Gazi Üniversitesi Maliye Yüksek okulunu bitirmesine rağmen, O mutluluğun resmini arayan, bir fotoğrafçı oluyor. O özgürlüğün fotoğrafını çekiyordu, ve en çok sevdiği çocukların resmini.
Fiğ iken... biçtiler ekinimizi....Kalbimizde taşıyacağız resminizi....
17- SAİT METiN : Divriği 1970
"Uzundu usuldu dedemin boyu." Sait Metin, Grup Güne Umut’ta saz çalıp türkü söylüyor. Su gibi içiyordu eline geçen kitapları. "umut belki de gelecek sayfadadır... kapatma kitabı."Pir Sultan tiyatrosunda Pir Sultan Abdalı canlandırıyordu. Aynı tiyatroda Pir Sultanın esi Ballıha nı canlandıran Yeşim Özkan’la hayatlarını birleştirmeye söz vermişlerdi. Sait- Pir Sultan/ Yeşim- Balcan olmuştu. Kerem’le Aslı, Ferhat’la şirin gibi.
Sait annesine: "Anne deli’misin sen, Ben aradığımı buldum" diyordu. Baba Mehmet Metin: " devlete çok güvendik. Bizi ve çocuklarımızı bu kör güven yaktı, diyor.
Tarih sizleri hep anacak, halkımız sizleri kalbine kazıyacak.
- Ve halkımız sizden başka hiç bir şeye bel- bağlamayacak.
18- YEŞİM ÖZKAN : Ankara 1973
Ballıhan, erenlerinin bal çiçeği. O Pir Sultana, Sultan ona aşıktı. Hacettepe Üniversitesi Sosyal hizmetler okuluna gidiyor, Çocukken sakin ve durgun olan Yeşim gençliğinde bahar gibi yeşeriyor, artık sözüne söz yetişemiyor, enerjisini tiyatroya veriyor. Pir Sultan oyununda görev alıyor. Biz Sivas’ın yobazlara teslim olduğunu bilseydik gönderir miydik çocuklarımızı diyor.
Babası Hikmet Özkan. Sivas kıyımından sonra, din konusunda fikirleri netleşiyor. ‘ Allah insanlarda vardır. Ínsan sevgisinden daha büyük bir sevgi yoktur. İnsanları sömürmek için dinler kullanılmaktadır. Bu sömürüye en uygun olan din de Müslümancıktır. Ben CAMİDEN nefret ettiğim kadar hiç bir şeyden nefret etmiyorum. Cuma namazından, camiden çıkıp, katlettiler çocuklarımızı. Hiç mi insan/Allah sevgisi yok bu yobazlarda?. Yok olasıcalar da...
19- HURİYE ÖZKAN : Ankara 1971
" Havanın yüzünde semah dönerken. " Arkadaşı Ínci Türkle beraber Gazi Üniversitesi Eczacılık bölümünü bitiriyorlar. Pir Sultan Abdal Derneği’nin çalışmalarına katılıyorlar. Kardeşi Yeşimle beraber semah ekibine giriyor, Alevi kültürüne bağlı üretme ve paylaşma bilinciyle iki çağdaş genç kız. Pir Sultan tiyatrosunda anlatıcı ozan rolünü alıyor Huriye Özkan.
Ve Baba Hikmet’in, 33 canı gibi, iki yavrusunu da alıyor KANLI Sivas.
20- CARİNA JOHANNA: Hollanda 1970
Carina, üniversite öğrencisi, Türkiye'ye kadın ve Alevi kültürünü araştırmaya geliyor.
Ankara'da camiden/ kuran kursunda çıkan çocukları görüyor, çocukların üst tarafı kapalı, altlarında bir er şort vardır. Yanında ki Sultan Sivri’ye dönerek bu çocukların üst kısmı müslüman, alt kısmı ne diye soruyor.?
Arkadaşları Sultan, Yasemin ve Asuman Sivri Carinayı Sivas'a gitmekten vazgeçirmeye çalışıyorlar.
Sivasta su bulamazsın, aç kalırsın, kalacak yer bulamazsın diyorlar.
Carina: Siz ne yerseniz bende onu yerim, siz ne içerseniz bende onu içerim , nerede kalırsanız bende orada kalırım diyor. Ve verdiği sözde duruyor. Kara dumanları onlarla beraber yuduyor.
21- GüLSüN KARABABA : Divriğ 1971
"Bir kızımız olsun adı da, Gülsün. "Etkinliklere Divriği Kültür Derneği kanadından katılan 4 kızdan biriydi, Gülsün.Bakkala pazara çıkmayan kız, Sivas'a gitti. Sivas soğuk olur kalın giyin dediler. Oysa ki, yangın yeri olacakmış Sivas, bilemezdi...bilemezdi...
Günlük defterine: Kendi kilidimi açacağım, kendimi aşacagım, sıradan biri olmayacağım diye yazıyor ve hayat felsefem: "Yarin yanağından gayri her şey ortak" diye devam ediyor. Onlar her şeyi aştı, arşa ulaştı, tarihe yeni bir sayfa açtı...
22- MURAT GÜNDÜZ : Ankara 1971
"Yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür ve bir orman gibi kardeşcesine. Bu Hasret bizim.. "En güzelleri en iyileri yitirdik Sivas’ta.
Murat, Pir Sultan gençlik kollarında görev alıyor, semahçı, kız kardeşi Birsen’le beraber gidiyorlar Sivas’a. Kara dumanlar içinden kardeşi Birsen’i çıkarıyor. Fakat Madımak cehenneminden sağ çıkmıyor Murat.
Birsem, Ruhi Su’yun Şu dizeleri ile anlatıyor Murat’i:
Ne Mutlu biz insan olmuşuz
İnsan sevgisini gerçek bilmişiz
İnsanın dalında açıp gülmüşüz
Muhabbet insana, cana muhabbet
Söz.. söz veriyorum; Beni yaşarken görenler, seni yaşarken görecekler.
23- AHMET ÖZYURT Şarkışla / Ankara 1972
Kendimi bir atom bombası ve bir kuzu gibi hissediyorum diyordu Ahmet. Ahmet’te semahcı idi.
Üniversiteye girmeye hazırlanıyor, En çok sevdiği iki eylem okumak ve spor yapmaktı. Günlük defteri güzel sözler kitabı gibi: Sorunlardan kaçmamak tam tersine üzerlerine gitmek gerek. Evet düşünmek gerek Her kitap okunmalı, onlardan bir şeyler kapılmalıdır, diyor Ahmet. Ve gerçekten mutlu kişi gerçekten içinde bir iyilik hisseden kişidir, önemli olan insanlık adına bir şeyler yapmaktır, Diyor, Ahmet Özyurt.
İbadeti cuma namazından sonra cana kıymak olanlara ibret: Onun ibadeti, her an, insanca yaşamak, insanca düşünmekti, insanı sevmekti.
24- HANDAN METİN: Divriğ 1973"Tüm güzellikleri toplayıp uzun ince bir yola çıktım."
1992 ODTÜ Eğitim fakültesi Biyoloji Bölümüne giriyor Handan. Gülsün, Gülender ve Nurhan’la yakın akrabalar ve 4 kız Divriğ Kültür derneği kadın komisyonunda çalışıyorlar. Annesi Sultan Metin: -Yavrularımız, 8 saat, geldi, gelecek diye devlet bekledı, 8 saat yandılar, O yobazlar 8 saat, "şeriat isteriz" diye bağırdılar.
Ve Handan yazıyor: Ayrılmak bir doğa kanunudur,
bir gün arkadaşlarından, yarın ailenden ve son olarak da bu dünyadan ayrılacaksın.
Ama önemli olan zihinlerde bir isim bırakmak, ölsen bile ölmemiş gibi yaşatılmaktır.
Onlar, ölmeden, ölenlerden oldu. Zihinlerimizde 33 isim kaldı, 33´ü de birer Kubilay, 33´ü de birer Pir Sultan oldu..
25- YASAMÍN SÍVRÍ : Ankara 1974
Kamber abinin profesörü. Kitap kurdu. Hacettepe Üniversitesi felsefe bölümüne gidiyordu. Pir Sultanda, semahla başlıyor, giderek yeni alanlara yöneliyor, gençlik komisyonu üyesi ve tâbi ki kütüphaneden sorumlu idi. Yasemin, Sivas'ta yazar, Aziz Nesin ve Asım Bezirci ile tanışıp, görüşlerini açıklayacağı için sevinçli. Benim en iyi arkadaslarim kitaplarım diyordu. Okuyordu okuduğunu yorumluyordu: İnsanlar öldükleri zaman degil, unutuldukları zaman ölürler... diyordu. Unutmadık.. unutmayacağız... biz sizi yasatacağız.
26- ASUMAN SİVRİ : Ankara 1977
Sokullu Lisesi 2. sınıf öğrencisi. Kamber Hoca, Çorumluların bir gecesinde tanışıyor, Yasemin ve SİVRİ kardeşlerle. 16 yaşında semah hocası oluyor Asuman, 3 grupta 100´e yakin kişiye semah öğretiyor. 2 temmuz 93 günü otelden evi arayıp karnesini alıp almadıklarını soruyor ailesine. Takdirname bekliyor, takdirname aldığını öğrenemeden yobazlar otele saldırıyorlar.
Kamber Hoca çok sevdiği Asuman için: Asuman da her türlü özellik güzellik vardı, zeki ve çalışkandı. Emek veriyor çalışıyor çalıştırıyordu.
Bütün evren semah döner,
Aşkından güneşler yanar.
Ateşte semaha duranların başıydı O.
27- SERPİL CANİK : Ankara 1974
Kuş olup güvercin donunu giyen
Uyan dağlar uyan Serpil geliyor.
Ticaret lisesinde staj gördüğü bir koparatifte çalışıyor, semah çalışmalarımı engelliyor diye işten çıkmayı bile düşünüyor, üniversiteye gitmek istiyordu. Serpil semah ekibinin en yenilerinden, önceden içine kapalı olan Serpil aydınlanma kalesi olarak benimsediği Pir Sultan Abdal Derneğine gelip, gül gibi açılıyor.Ablası Serdar Canik Pir Sultan tiyatrosunda oynuyor. Ailece gidiyorlar Sivas'a Serpil hiç gitmediği köyleri Banazı da görecek. Yobazlar Serpil'in anne babasını Ali Baba mahallesine ablası Serdal Canik'i Kültür Merkezinde tutsak tutuyor, onu da Madımakta boguyor karanlık.
Gözü yaşlı Sultan anne: Yavrularım uça uça gittiler... diyor. "Turnalar turnalar, telli turnalar, Semah edende, hakka gidenler"
28- SERKAN DOGAN : Ankara 1974
Başıma kızıl bağla, ardımdan sakın ağlama, anam....
Serkan Doğan kardeşi Serdar Doğan'la semah ekibinde, ve kitap ve kaset stantında görev alıyorlar Pir Sultan etkinliklerinde. Serkan ayrıca, Pir Sultan tiyatrosunda, Ali Babayı canlandırıyor. Cuma namazından çıkan yobazlardan kaçıp, Madımak oteline sığınıyorlar. Serkan'ın ölüsü çıkıyor Madımak cehenneminden.
Kardeşi Serdar ise, öldü diye atıldığı morgta, tam 12 saat kalıyor ve tesadüfen bir doktor nabzının attığının farkına varıyor. Serkan, otelde yangın başladığında, bir kaç dize yazıp iç cebine koyuyor.:
"Yanıyorum, sakın ardımdan ağlamasın anam. Aliyim ben,Pir Sultan yoluna ölüyorum.
Başıma kızıl bağla, arkamdan sakın ağlama.
"Doğan ailesi SERKAN'ın vasiyetine sadık. Yok gözlerinde bir damla gözyaşı, yakınma.
Yalnızca direnç.. var direnç.. Pir Sultan Pirimiz, Yolunda Ölürüz....
29- BELKIS ÇAKIR: 1975
Güne Umuttan, "ceylanlara karışıp semaha duran.
"Kamber Hocanın kızı, Üniversiteye gidecekti. Dernekte semahtan sorumlu idi. Kamber Hoca Cehennemden, Birseni, Çiğdemi, Gülayı ve diğerlerini kurtarıyor kendi öz kızını kurtaramıyor. Bende astım, bronşit var..
" O taze ceylanların yerine neden beni almadı ölüm." diyor.
Belkısın kardeşi Tuncer'de semah gurubunda. O olaylar başladığında Madımak Oteline ulaşamıyor. Şimdi Sait Metin'in bıraktığı yerden tiyatrodan Pir Sultan olmayı sürdürüyor. BELKIS "Güne Umut" müzik gurubunda vokal yapıyor, okumayı çok seviyor, Zülfü Livanelinin şarkılarını seviyordu. Kişilikli, yürekli, yetenekli, tutuğunu koparan tam bir Anadolu kızıydı.
Kırklar ile yedik içtik.
Kaynayıp sohbete coştuk
Yetmiş yıl fırında piştik
"Daha çiğsin, yan" dediler
30- NURCAN SAHİN : Ankara 1975
Kim yakıştırabilir sana ölümü.
Uzun yıllar çocuk hasreti ile yanan ve tedavi gördükten sonra "can ışığı" anlamına gelen Nurcan adını koyduğu kızı doğar. O’nun için annesi Fidan :
Ben seni Allahtan zorunan aldım, özel olarak sevmek için kendime doğurdum, diyor. Nurcan belki yaşlanacağım ama asla büyümeyecegim diyordu.
Okumayı çok seviyor, derneklerde her ise koşuyor semah, tiyatro, kitap dergi.
Sivas'a yola çıkarken "Anne oraya geçen yıl gidenler tuvalet bulamamış, bizde su bulamayız belki, bir su ver içeyim".
Annesi Hacıbektaş'tan getirdiği sudan bir bardak verip, yarısını içer yarısını da Özleme verir.
Tas tas içtik ahuları sağ iken.
Bir sen iç, sevdiğim birde bana ver.
31- ÖZLEM SAHİN : Ankara 1977
Özlem ile Nurcan amca çocukları, bir elmanın yarısı gibiydiler içtikleri su ayrı gitmezdi. İçlerinde sonsuz bir insan sevgisi vardı. Sevdiklerine koşa koşa giderlerdi. Pir Sultanın CHE Guera'nın resimleri olan, kızıl mendilleri, kollukları, saç bağları, küpeler kolyeler üretip, dernek adına satarlardı. Devrimci kişiliklere duygusal bir yakınlıkları vardı. Bu genç yaşlarında tabuları öyle bir güzel yıkmışlardı.
Onları, ne kanlı Sivas, ne Madımak Otelinde,
ne de mezarlarında aramayın
onlar, Onlar kaçıp gittiler cellâtların elinden.
Cellâtların yüzlerine gülerek hem de.
Çünkü onlar artık şehirde bir kumru, parkta bir kelebek
denizde bir balık düşüncelerimizde güzel bir dostluk.
Ve Onlar: Biz ve su alemde sevgi, yaşadıkça yaşayacaklar..
32- MENEKŞE KAYA : Ankara 1977
Ötme bülbül ötme, şen değil gönlüm.
Dost senin derdinden ben yana yana.
Bu dünyadan bir Menekşe geçti, 15´inde Sivas'ta yakıldı.
Semaha tiyatroya meraklıydı. Günleri Pir Sultan Abdal Derneginde geçerdi. Evde kardeşi Koray'la saz çalıp semah dönerdi. Turhal-Tokat, Amasya, Gümüşhane, Hacıbektaş şenliklerinde tiyatroda oynamış. İstanbul, İzmir, Ankara'da semah dönmüştü.
Menekşe Kaya 15´inde SON semahını 2 temmuz 93 'te Sivas'ta döndü.
Menekşelerin üzerine, su yerine kara dumanlar indi. "Ol Sivas, Ol Kerbeladan da beterdi."
33- KORAY KAYA : Ankara 1981
şu dünyadan Koray geçti. 13´de Sivastan.
5 yaşında yazıyı sökmüştü, okula başlamadan önce okumayı öğrendi. Çok zeki ve başarılı idi. Kendinden büyüklerle sohbet ederdi. Saz çalmasını öğrenmiş semaha başlamıştı.
Pir Sultanın genç şehidi. Gururlu bir günde, işçi bayramında 1 Mayıs'ta doğmuştu.
Baba İsmail Kaya, semah ve saz hocası, halk ozanı, Pir Sultan Derneğinin kurucularından. Meneke ve Koray "can atıyorlar" Pir sultan etkinliklerine katılmak için.
İsmail Kaya'nın da katıldığı halk gecesinde, bir ara kuliste, Musa Eroğlu, Hasret Gültekin Muhlis Akarsu ile sohbet etmekte olan babasının yanına yaklaşır Koray, İsmail Kaya ile görüşebilir miyim bir fotograf çekmek istiyorum der. Saz dan konusurlar. Hasret Gültekin. "İsmail senin sazının çok güzel sesi var, en iyisi sen o sazı bir daha kır der.
Çok geçmeden imza için gelenler arasından bir çocuk duvarda asılı saza çarpar saz kırılır. İsmail, Hasret Gültekin’e içerler yarın sorarım der içinde. Son kez göreceğini nereden bilsin. Babasının sazının kırılması Koray'ı çok etkiler. Annesinin yanına varır "Babamın sazı kırıldı ne oturuyorsun, hadi gidelim " der, ve oradan eve dönerler.
Ertesi gün Cumhuriyet Lokantasında yemektedirler. Menekşe Kaya da arkadaşları ile oradadır. Lokantaya bir haber ulaşır.
Cuma namazından çıkan büyük bir kalabalık valiliği taşladıktan sonra, Kültür merkezine doğru yürümekte.zalim felek orada ayırır canları, bir daha göremezler birbirlerini. İsmail Kaya kültür merkezine gitmek zorunda kalır oradan da Ali Baba Mahallesine ...................
|